Mevlânâ'nın yedi öğüdünün bulunduğu Mecâlis-i Seb'a adlı eserin birinci meclisinde geçen kısa hikayeden yola çıkarak günah kavramına odaklanan, insanın "içindeki muma üflemesiyle" karanlıkta kendini göreceği metaforu üzerine kurulmuş bir oyundur.
İsrailoğulları arasında yaşayan Barsisa, bilgeliği, inancı ve şifacılığıyla ünü dört bir yana yayılmış bir alimdir. İnsanların dertlerine çare olan bu saygın adam, kötülüğün bile yaklaşamadığı bir ruh gibi görünür. Ancak Şeytan, en güçlü kalelerin bile bir kapısı olduğuna inanır. Barsisa'nın karşısına çıkarılan genç bir kadın, yalnızca bir insan değil; inanç ile arzu, merhamet ile sahip olma isteği, hakikat ile yanılsama arasındaki ölümcül sınavın başlangıcıdır. Masumiyet, tutku ve aldatmanın iç içe geçtiği bu hikayede, görünmeyen bir savaş insan ruhunun en karanlık köşelerinde verilir.
Mevlânâ'nın Mecâlis-i Seb'a eserinde aktarılan kıssadan hareketle yazılan Barsisa, bir insanın şeytan tarafından değil, kendi içindeki küçük bir çatlak tarafından nasıl yenildiğini anlatan sarsıcı bir operadır. İyilik ile kötülüğün basit karşıtlıklar olmadığı; sevginin, korkunun, gururun ve nefsin birbirine karıştığı bu trajedi, seyirciyi rahatsız edici bir soruyla baş başa bırakır: İnsan gerçekten şeytanın kurbanı mı olur, yoksa onu içeri davet eden kapıyı kendi mi açar?
Bu eser toplamda 33 farklı kısa öyküden oluşan bir külliyattan meydana gelmektedir. Sahnelenecek öykücükler, eserin icra edileceği mekan ve bağlama göre seçilip kurgulanacak şekilde tasarlanmıştır. Mikro opera ve danslar halinde icra edilen bu öykücükler, yaratıcı kadro tarafından toplamda 60–70 dakikalık bir etkinlik olacak şekilde planlanıp uygulanır.
1887 yılının bir gecesinde, Osmanlı düşünce hayatının en sıra dışı isimlerinden biri olan Beşir Fuad çalışma odasına çekilir ve tarihe geçecek son mektuplarını yazmaya başlar. Asker, düşünür, çevirmen ve Türkiye'de pozitivizmin en güçlü savunucularından biri olan Fuad, hayatı boyunca aklı ve bilimi her türlü inancın, geleneğin ve romantik hayalin üzerinde tutmuştur. Ancak bu son gece yalnızca bir vedanın değil; insan zihni, ölüm, irade ve hakikat üzerine yürütülen büyük bir hesaplaşmanın gecesidir. Geçmişinin anıları, annesinden miras kaldığına inandığı delilik korkusu, oğlunun ölümü, edebiyat çevreleriyle giriştiği mücadeleler ve savunduğu fikirler birer birer karşısına çıkar.
Librettosu Ümit İlban tarafından kaleme alınan Beşir Fuad, ölümünü dahi bilimsel bir deney olarak kurgulayan sıra dışı bir aydının son saatlerini sahneye taşır. Tek kişilik bu oda operasında seyirci, bir insanın yalnızca yaşamını değil, kendi sonunu da gözlem konusu haline getirme cesaretiyle yüzleşir. Akıl ile duygu, bilim ile inanç, irade ile kader arasındaki sınırların sorgulandığı eser, sonunda izleyiciyi şu rahatsız edici soruyla baş başa bırakır: İnsan hakikate ulaşmak uğruna neyi feda etmeye razı olabilir?
Eserin ilk perdesinde, genç bilim insanı Victor Frankenstein'ın yaşamın sırlarını çözmeye çalıştığı anlatılır. Kendi yarattığı bir canavarı hayata döndürmek için mezarlıktan insan parçalarını toplar. Arkadaşı Henry'nin insanlık ve Tanrı üzerine düşünceleriyle zıtlaşırken, Victor'un deneyleri ve korkuları sahnelenir. Elizabeth'in Victor'a olan sevgisi ve umudu, onun yokluğunda baharın gelişiyle temsil edilir. Ancak, bu baharın gelişi uzun sürmez. Victor'un yaratığı canavar, yanlışlıkla Victor'un küçük kardeşi William'ı öldürür ve cinayeti Justine'in üzerine yıkmak için William'ın saatini onun cebine gizler. Justine, haksız yere yargılanır ve idama mahkum edilir.
İkinci perdede, canavarın dünyadaki tecrübeleri ve insanlardan gördüğü şiddet anlatılır. İnsanlardan saklanmak adına gizlendiği küçük bir köy evinde Agatha ile tanışır. Agatha'ya duyduğu sevgi, yüzünü gösterdiğinde reddedilmesiyle son bulur ve onu daha da yalnızlaştırır. Victor ile canavar arasında bir anlaşma yapılır; Victor, canavar için bir eş yaratmayı kabul eder ancak son anda vazgeçer. Bu durum canavarın öfkesini körükler ve canavar, Victor'un yeni evlendiği eşi Elizabeth'i öldürür. Victor, canavarı yakalamak için çıktığı yolculukta başarısız olur ve sonunda onun tarafından öldürülür. Eserin sonunda, canavarın derin yalnızlığı ve Victor Frankenstein'ın trajik sonu vurgulanır.
Buenos Aires'ın unutulmuş köşelerinde; son tramvayın gecenin sessizliğini yararak geçtiği, sokak lambalarının altında kahvelerin geç saatlere kadar açık kaldığı ve eski şarkıların boş meydanlarda yankılandığı yerlerde, yaşayanların arasında görünmeden dolaşan gizemli bir figür vardır. Gri Melek ne bir koruyucudur ne de bir yargıç; o, şehrin hafızasının taşıyıcısıdır. Onun gözlerinden bakıldığında, hayalperestlerin, aşıkların, tuhaf karakterlerin, şairlerin, başarısızların ve gündelik hayatın görünmez kahramanlarının hikayeleri bir mozaik gibi önümüzde açılır. Tek başlarına önemsiz görünen bu hikayeler, zamanla bir şehri insanlarına bağlayan görünmez bağları ortaya çıkarır ve sıradan anları birer efsaneye dönüştürür.
Alejandro Dolina'nın kültleşmiş başyapıtından uyarlanan Crónicas del Ángel Gris, büyülü gerçekçiliği, kent folklorunu, nostaljiyi, mizahı ve melankoliyi bir araya getiren iki perdelik bir müzikaldir. Gerçek ile hayal, tango salonları ile ay ışığındaki sokaklar, anılar ile düşler arasında dolaşan eser; seyirciyi mümkün ile imkansız arasındaki sınırların silindiği şiirsel bir evrene davet eder. Gri Melek, yarım kalmış aşklardan, unutulmuş özlemlerden ve kaybolmuş sohbetlerden geriye kalan parçaları topladıkça daha derin bir gerçek görünür hale gelir: Şehirler taşlardan, caddelerden ve binalardan değil; insanların geride bıraktıkları hikayelerden inşa edilir. Hafızanın, arzunun ve ortak hayal gücünün kutlandığı bu eserde, Buenos Aires yalnızca bir mekan değil, eserin gerçek kahramanına dönüşür; hem son derece kişisel, hem efsanevi, hem de zamansız bir kahramana.
Mem-û Zîn
Dünya edebiyatının en dokunaklı aşk anlatılarından birinden uyarlanan Mem û Zîn, kader, sadakat, iktidar ve fedakarlık üzerine kurulmuş iki perdelik bir operadır. Birbirlerine derin bir aşkla bağlanan iki genç, yalnızca aralarındaki mesafelerle değil; kıskançlığın, hırsın ve insanın kendi karanlık yönünün yarattığı görünmez engellerle de mücadele etmek zorunda kalır. Aşk, zamanla yalnızca iki insan arasındaki bir duygu olmaktan çıkar; insan iradesini, vicdanını ve yazgısını sınayan büyük bir yolculuğa dönüşür.
Ahmed-i Hânî'nin ölümsüz eserinden uyarlanan bu opera, Doğu'nun şiirsel anlatım geleneğini çağdaş opera estetiğiyle buluşturur. Lirik anlatımı, güçlü dramatik yapısı ve zengin görsel dünyasıyla Mem û Zîn, kültürel sınırları aşan evrensel bir trajedi sunar. Aşkın ölüm karşısındaki direncini, affetmenin gücünü ve insan ruhunun sonsuz arayışını sahneye taşıyan eser, geçmişten günümüze uzanan büyük anlatıların çağdaş bir yorumudur.
CARBAJAL KONÇERTOSU Diyatonik Mızıka ve Senfoni Orkestrası için
Carbajal Konçertosu, dünyanın en etkileyici diyatonik mızıka virtüözlerinden biri olarak kabul edilen Mariano Massolo için özel olarak Aytuğ Ülgen tarafından bestelenmiş büyük ölçekli bir konçertodur. Avrupa müzik geleneğinin merkezinden doğan eser, mızıkanın kültürel ve müzikal tarihini kökenlerinden günümüze uzanan bir ses ve üslup yolculuğu içerisinde ele alır.
Konçertonun en ayırt edici özelliği, diyatonik mızıkayı bugüne kadar alışılmış sınırlarının ötesine taşıyarak onu tam anlamıyla virtüöz bir solo çalgı olarak ele almasıdır. Geleneksel mızıka konçertolarından farklı olarak Carbajal Konçertosu, solistin hem teknik hem de ifade gücünü en uç noktalarına kadar zorlar. Olağanüstü renk çeşitliliği, geniş ifade alanı ve yüksek virtüözite gerektiren pasajlarıyla eser, zengin orkestrasyonu, sıra dışı tını dünyası ve güçlü melodik yapısıyla dikkat çeker. Orkestra anlatının ve dramatik yapının aktif bir ortağı olarak konumlanır. Böylece mızıka, senfonik yapı içerisinde güçlü ve özgün bir ses olarak yükselirken, eser solo çalgı ile orkestra arasında sürekli gelişen canlı bir diyaloga dönüşür.
Programın ikinci yarısında ise Symphonic Swing yer almaktadır. Mariano Massolo'nun yıllar içerisinde yayımladığı albümlerden seçilen eserlerin Aytuğ Ülgen tarafından hazırlanmış senfonik düzenlemelerinden oluşan bu bölüm senfonik yazının zenginliği ile swing geleneğinin özgür ruhunu bir araya getiren eserlerle, dinleyiciyi yalnızca dinlemeye değil, müziğin enerjisini fiziksel olarak hissetmeye davet eder.
Carbajal Konçertosu ve Symphonic Swing birlikte, klasik müziğin virtüöz geleneğini, senfonik anlatımın zenginliğini ve mızıkanın benzersiz ifade gücünü bir araya getiren sıra dışı bir konser deneyimi sunmaktadır.
İçerik yakında eklenecek
Demir Adam
Ted Hughes'un klasikleşen eserinden uyarlanan Demir Adam, bir gün deniz kıyısında beliren dev bir metal yaratığın dünyaya gelişini anlatan tek perdelik bir çocuk müzikalidir. Nereden geldiği bilinmeyen bu gizemli dev, insanların korkularını uyandırırken, meraklı bir çocuğun dostluğu sayesinde dünyayı tanımaya başlar. Doğayı, hayvanları ve insanları gözlemledikçe yalnızca yaşamayı değil; paylaşmayı, güvenmeyi ve birlikte var olmayı da öğrenir. Ancak korku ve önyargı, bilinmeyene karşı en büyük tehdit olmaya devam eder.
Hayal gücü ile bilimkurguyu şiirsel bir anlatım içinde buluşturan Demir Adam, dostluk, cesaret, çevre bilinci ve farklı olana saygı üzerine kurulu sıcak bir sahne eseridir. Dev bir metal yaratığın gözünden insan olmayı yeniden sorgulayan bu müzikal, çocuklara olduğu kadar yetişkinlere de seslenerek gerçek gücün yıkmakta değil, anlamakta ve korumakta yattığını hatırlatır.
Pırtlatan Bal
Aziz Nesin'in mizah ile toplumsal eleştiriyi ustalıkla buluşturduğu Pırtlatan Bal, yoksul bir ninenin hasta torununa bir kaşık bal bulabilmek için çıktığı umutsuz yolculuğu anlatan tek perdelik bir çocuk müzikalidir. Hiç kimsenin yardım etmediği bu yaşlı kadın, sonunda zengin bir tefecinin uşağının alaylarına maruz kalır. Ancak küçümsenen bir insanın ahı, beklenmedik ve son derece komik sonuçlar doğurur. Sihirli bir bal sayesinde, servetleriyle her şeyi satın alabileceklerini düşünen Paracı ve çevresindekiler, kurtulamadıkları gülünç bir durumun içine düşerler. Ne paraları ne de güçleri onları bu dertten kurtarmaya yetmez.
Renkli karakterleri, hızlı temposu ve kahkaha dolu anlatımıyla Pırtlatan Bal, çocukları eğlendirirken paylaşmanın, iyiliğin ve başkalarının acısıyla alay etmemenin önemini anlatır. Aziz Nesin'in keskin mizahını müzikal tiyatronun enerjisiyle buluşturan eser, masal ile taşlamayı aynı potada eriterek hem çocuklara hem de yetişkinlere seslenen sıcak, eğlenceli ve düşündürücü bir sahne deneyimi sunar.
KÜÇÜK PRENS - Senfonik Öykü
Antoine de Saint-Exupéry'nin ölümsüz başyapıtından uyarlanan Küçük Prens, müzik, edebiyat ve sahne sanatlarını bir araya getiren özgün bir senfonik öykü olarak tasarlanmıştır. Eser, yalnızca sevilen bir klasiğin sahne uyarlaması değil; anlatı ve müziğin eşit ortaklar olarak buluştuğu, her yaştan izleyiciye hitap eden şiirsel bir konser deneyimidir.
Bu özel uyarlamada hikaye, eser için hazırlanan özgün metni seslendiren bir anlatıcı eşliğinde aktarılırken, senfoni orkestrası anlatının duygusal ve dramatik dünyasını şekillendiren aktif bir anlatım unsuru olarak sahnede yer alır. Müziğin öykünün ayrılmaz bir parçası olarak kullanıldığı bu yapı, dinleyicileri Küçük Prens'in iç ve dış dünyasına ortak eder.
Eserin müzikal dokusunu, Fransız klasik müzik geleneğinin önde gelen bestecilerinden seçilen eserler oluşturmaktadır. Hikayenin atmosferine uygun olarak yeniden düzenlenerek renkli bir orkestrasyonla zenginleştirilen bu repertuvar, Saint-Exupéry'nin şiirsel dünyasıyla organik bir bütünlük içinde sunulur. Böylece müzik ve anlatı, tek bir dramatik yapı içerisinde birleşerek yeni ve özgün bir sahne dili oluşturur.
Çocuklardan yetişkinlere kadar geniş bir izleyici kitlesine hitap eden Küçük Prens, dostluk, sevgi, sorumluluk, yalnızlık ve insan olmanın anlamı üzerine evrensel temaları sahneye taşır. Dünya çapında birçok kez sahnelenen ve çeşitli ödüllerle onurlandırılan eser, klasik müzik konserleri ile tiyatral anlatım biçimleri arasında kurduğu köprü sayesinde izleyiciler tarafından büyük ilgi görmeye devam etmektedir.
Antoine de Saint-Exupéry'nin aynı adlı eserinden uyarlanan bu senfonik öykünün metin adaptasyonu, müzikal dramaturjisi, orkestrasyonları ve düzenlemeleri orkestra şefi ve besteci Aytuğ Ülgen tarafından hazırlanmıştır.
Sabancı Vakfı Kısa Film Yarışması — Üçüncülük Ödülü
Accolade Global Film Competition — Award of Excellence
Moscow International Short Film Festival — Best Narrative
Moscow International Short Film Festival — Best Screenplay
Toronto Independent Festival of CIFT — Award Winner
Italia Green Film Festival — Official Selection
EarthxFilm — Official Selection
London Indie Short Festival — Award Winner
İçerik yakında eklenecek
Igor Stravinsky'nin 1913 yılında yarattığı Bahar Ayini, yalnızca 20. yüzyıl müziğinin değil, modern sanat tarihinin de en sarsıcı eserlerinden biridir. Ancak bugün dünyanın dört bir yanında icra edilen versiyon, çoğu zaman eserin yaratım sürecinin son aşamasını temsil eder. Stravinsky'nin ilk eskizleri, çalışma notları ve yakın çevresiyle yaptığı yazışmalar, bestecinin başlangıçta çok farklı bir ses dünyası ve farklı bir teatral yaklaşım hayal ettiğini göstermektedir.
Bu proje, eserin ilk yaratım sürecine geri dönerek Stravinsky'nin orijinal düşüncesini yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bestecinin erken dönem taslakları ve kişisel notları temel alınarak hazırlanan yeni orkestrasyonda, yıllar içerisinde devasa boyutlara ulaşan orkestra kadrosu yeniden ölçeklendirilmiş; müziğin renkleri, dokuları ve iç dengeleri bestecinin ilk tasavvur ettiği karaktere yaklaştırılmıştır. Böylece Bahar Ayini, hem daha erişilebilir hem de daha sık seslendirilebilir bir biçime kavuşurken, müzikal ayrıntılar da daha şeffaf bir şekilde duyulabilir hale gelmiştir.
Eser aynı zamanda yalnızca bir modern dans klasiği olarak değil, Stravinsky'nin başlangıçta tasarladığı şekliyle etnografik ve teatral bir anlatı olarak ele alınmaktadır. İlkel ritüeller, mevsimsel döngüler, kolektif hafıza ve kurban olgusu üzerine kurulu bu sahneleme, bestecinin hayal ettiği dramatik bütünlüğü yeniden kurmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle proje, Bahar Ayini'ni yalnızca yeniden yorumlamakla kalmayıp, onu kökenlerine doğru yapılan bir yolculuğa dönüştürmektedir.
MUHTEŞEM GATSBY - Bale
F. Scott Fitzgerald'ın dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen romanından uyarlanan Muhteşem Gatsby, aşk, tutku, servet, ihtiras ve Amerikan Rüyası'nın kırılganlığı üzerine kurulu çarpıcı bir bale yapımıdır. Koreograflar Armağan Davran ve Volkan Ersoy tarafından sahneye taşınan ve müzikal dramaturjisi, orkestrasyonları, düzenlemeleri ve özgün ek müzikleri orkestra şefi ve besteci Aytuğ Ülgen tarafından hazırlanan eser, izleyicileri 1920'lerin göz kamaştırıcı caz çağına davet ederken, dönemin ihtişamının ardında saklanan yalnızlıkları, hayal kırıklıklarını ve ulaşılması imkansız idealleri de görünür kılar.
Hikaye, gizemli milyoner Jay Gatsby'nin yıllar önce kaybettiği büyük aşkı Daisy Buchanan'ı yeniden kazanma çabası etrafında şekillenir. Gösterişli davetler, görkemli malikaneler ve sınırsız zenginlik görüntüsünün altında Gatsby'nin tüm yaşamını yönlendiren saplantılı bir özlem yatmaktadır. Ancak geçmişi yeniden yaratma arzusu, karakterleri kaçınılmaz bir trajediye sürükler. Fitzgerald'ın zamana meydan okuyan anlatısı, bale sanatının ifade gücüyle birleşerek insan arzularının en parlak ve en karanlık yönlerini sahneye taşır.
Eserin müzikal yapısı, George Gershwin'in en sevilen eserlerinden oluşturulan geniş kapsamlı bir seçki üzerine kurulmuştur. Cazın enerjisi ile senfonik anlatımın zenginliğini bir araya getiren bu repertuvar, hikayenin dramatik akışına uygun biçimde yeniden düzenlenmiştir. Dönemin ruhunu yansıtan bu müzikal dünya, özgün ek bestelerle genişletilerek bale için bütüncül bir dramatik yapı oluşturmuştur. Muhteşem Gatsby, bir sahne uyarlaması olmanın ötesine geçerek; müzik, dans ve anlatının iç içe geçtiği çağdaş bir bale dili yaratır.
CYRANO DE BERGERAC - Bale
Fransız edebiyatının en sevilen kahramanlarından biri olan Cyrano de Bergerac'ın öyküsünden uyarlanan Cyrano de Bergerac, aşk, fedakarlık, onur ve insanın kendi kusurlarıyla mücadelesi üzerine kurulu etkileyici bir bale yapımıdır. Edmond Rostand'ın ölümsüz eserinden ilham alan bu sahne uyarlaması, duygusal derinliği ve güçlü dramatik yapısıyla izleyicileri insan ruhunun en kırılgan ve en yüce yönleriyle buluşturur.
Hikayenin merkezinde, olağanüstü zekası, cesareti ve şiirsel yeteneğiyle hayranlık uyandıran, ancak görünüşü nedeniyle sevdiği kadına duygularını açmaya cesaret edemeyen Cyrano yer alır. Kuzeni Roxane'a umutsuz bir aşkla bağlı olan Cyrano, genç ve yakışıklı Christian'ın Roxane'ın sevgisini kazanmasına yardım etmeyi kabul eder. Christian'ın görünüşü ile Cyrano'nun sözcükleri birleşirken ortaya çıkan bu sıra dışı ilişki, aşk, özveri ve trajedi arasında unutulmaz bir yolculuğa dönüşür. Cyrano'nun kendi mutluluğundan vazgeçerek sevdiği insanın mutluluğunu seçmesi, eseri dünya edebiyatının en dokunaklı aşk hikayelerinden biri haline getirir.
Besteci Turhan Yükseler'in özgün müziği ve eserin orkestra şefi Aytuğ Ülgen'in zengin orkestral renkleri öne çıkartan orkestrasyon ve düzenlemeleri karakterlerin iç dünyalarını görünür kılarak eserin dramatik etkisini daha da derinleştirir.
Koreograf Özgür Adam İnanç tarafından müzik, dans ve anlatının sıradışı bir sanatsal bütünlük içerisinde birleştirilerek kusursuz bir duyarlılıkla sahneye uyarlanan Cyrano de Bergerac, Mersin Devlet Opera ve Balesi'nde gerçekleştirilen etkileyici dünya prömiyeri ile seyirci karşısına çıkmış ve büyük beğeni kazanarak Devlet Opera ve Balesi repertuvarına kazandırılmıştır.
Türk tiyatro tarihinin en sevilen ve en uzun ömürlü müzikli sahne eserlerinden biri olan Lüküs Hayat, Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşanan toplumsal dönüşümü mizahi bir dille ele alan klasik bir operettir. Cemal Reşit Rey'in müzikleri ve Ekrem Reşit Rey'in librettosu üzerine kurulan eser, bir yanda geleneksel yaşam alışkanlıkları, diğer yanda Batılılaşma ve modernleşme idealleri arasında sıkışıp kalan insanların hikayesini anlatır. Keskin gözlemleri, unutulmaz karakterleri ve kuşaktan kuşağa aktarılan şarkılarıyla Lüküs Hayat, yalnızca bir komedi değil, aynı zamanda Türkiye'nin modernleşme serüvenine dair canlı bir toplumsal portredir.
Bu yapım için gerçekleştirilen yeni müzik düzenlemeleri ve orkestrasyon çalışmaları, eserin özgün ruhunu korurken günümüz sahne ve orkestra koşullarına uygun bir müzikal yapı oluşturmayı amaçlamıştır. Haldun Dormen ile yürütülen yaratıcı süreç kapsamında hazırlanan yeni versiyonda, özgün partisyon yeniden ele alınmış; sahne dramaturjisini destekleyen ek müzikler, geçişler ve yeni orkestral dokular esere kazandırılmıştır. Türkiye'nin birçok şehrinde defalarca sahnelenen bu versiyon, klasik Türk opereti repertuvarının çağdaş yorumları arasında önemli bir yer edinmiştir.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen Deli Dolu opereti ile sanatseverler, mizah ve müziğin kusursuz birleşimine davet ediliyor.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında çağdaşlaşma hareketinin temsilcilerinden Cemal Reşit Rey tarafından bestelenen ve Ekrem Reşit Rey'in librettosunu yazdığı Deli Dolu, çağdaş Türk operetleri arasında önemli bir yere sahiptir. Ana fikri iki yüzlülük olan eserde, metnin gerçek ve realist ögeleri bir araya getirmesi en önemli özelliğidir. Riyakarlık, samimiyetsizlik ve sözde kalmış aile bağlarının ortaya konmasıyla işlenen bu dramaturjik yapısıyla Rey kardeşlerin en değerli operetlerinden biridir. Cemal Reşit Rey'in neşeli melodileri ve Ekrem Reşit Rey'in yaratıcı hikayesi, izleyiciye renkli bir atmosferde yüksek bir seyir keyfi sunar.
Şebnem Özsaran'ın sahneye koyduğu eserde, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası'nı Murat Kodallı yönetiyor. Müzik düzenlemeleri ve orkestrasyonu Aytuğ Ülgen ve yardımcı besteci Ulaş Kurugüllü'ye, dekor tasarımı Zeki Sarayoğlu'na, kostüm tasarımı Serdar Başbuğ'a, ışık tasarımı Taner Aydın'a, koreografisi Çiğdem Erkaya Öztürk'e ait. İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu'nun şefi Paolo Villa.
Kiss Me, Kate, Shakespeare'in Hırçın Kız oyununu sahnelemeye hazırlanan bir tiyatro topluluğunun sahne önü ve sahne arkasında yaşadığı eğlenceli karmaşayı anlatıyor. Oyunun yönetmeni ve başrol oyuncusu Fred Graham ile eski eşi, Hollywood'un büyük starı Lilli Vanessi, sahnede Petruchio ve Katherine'i canlandırırken, özel hayatlarında süregelen gerilim ve tutkularını sahneye de yansıtırlar. Genç ve cazibeli Lois Lane, onun haylaz sevgilisi Bill ve beklenmedik biçimde oyuna dahil olan gangsterler, bu kaosu daha da büyütür. Aşk, kıskançlık ve tiyatro tutkusunun iç içe geçtiği bu Broadway klasiği, Cole Porter'ın enerjik müzikleri eşliğinde, seyirciyi temposu hiç düşmeyen bir müzikal komediye davet ediyor.
Yönetmen Bora Severcan tarafından sahneye konan eserin müzik düzenlemeleri ve orkestra şefliği Aytuğ Ülgen, koreografisi ise Özgür Adam İnanç tarafından yapılmıştır.
Damdaki Kemancı
1905 yılında Çarlık Rusyası'ndaki küçük Yahudi köyü Anatevka'da geçen Damdaki Kemancı, gelenek ile değişim, aile ile bireysel özgürlük ve inanç ile yaşamın kaçınılmaz dönüşümü arasındaki çatışmayı anlatan müzikal tiyatronun en önemli eserlerinden biridir. Hikayenin merkezinde, yoksul sütçü Tevye ve ailesi yer alır. Tevye, köklü geleneklere bağlı kalarak beş kızını büyütmeye çalışırken, kızlarının aşkları ve kendi seçimleri karşısında değişen dünyanın gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalır.
Jerry Bock, Sheldon Harnick ve Joseph Stein'ın yarattığı eser; sıcak mizahı, unutulmaz şarkıları ve derin insani temalarıyla yalnızca bir ailenin hikayesini değil, aynı zamanda kimlik, aidiyet, göç ve toplumsal dönüşüm üzerine evrensel bir anlatıyı sahneye taşır. Geleneklerin koruyucu gücü ile değişimin kaçınılmazlığı arasında salınan Damdaki Kemancı, aradan geçen onlarca yıla rağmen dünya sahnelerindeki etkisini korumaya devam etmektedir.
Ek müzikler ile zenginleştirilen ve geniş çaplı yeni bir orkestrasyonla sahnelenen Damdaki Kemancı'nın şarkı sözlerinin Türkçe çevirileri orkestra şefi ve besteci Aytuğ Ülgen tarafından yapılmıştır.
EVITA - Müzikal
Andrew Lloyd Webber ve Tim Rice'ın dünya çapında ses getiren başyapıtı Evita, Arjantin tarihinin en etkili ve tartışmalı figürlerinden biri olan Eva Perón'un sıra dışı yaşam öyküsünü sahneye taşır. Güç, tutku, hırs, siyaset ve halk sevgisi üzerine kurulu bu unutulmaz müzikal, bir yoksul taşra kızının ülkesinin en güçlü kadınlarından birine dönüşmesini anlatırken, aynı zamanda karizma ve iktidarın doğasına dair evrensel sorular da ortaya koyar.
Rock, senfonik müzik ve müzikal tiyatro geleneklerini ustalıkla bir araya getiren Evita, "Don't Cry for Me Argentina", "Buenos Aires" ve "You Must Love Me" gibi unutulmaz şarkılarıyla müzikal tiyatro repertuvarının en önemli eserleri arasında yer almaktadır. Büyük koro sahneleri, güçlü dramatik yapısı ve etkileyici karakter portreleri sayesinde eser, yalnızca bir biyografi değil; aynı zamanda liderlik, halk desteği, idealizm ve iktidar üzerine evrensel bir anlatı niteliği taşımaktadır.
Bu yapımda eserin Türkçe çevirisi orkestra şefi ve besteci Aytuğ Ülgen tarafından hazırlanmıştır. Müzikal düzenlemelerin ve orkestrasyonların büyük bölümü ise, eserin özgün müzikal diline sadık kalınarak, bir opera orkestrası ve korosunun olanaklarını merkeze alan yeni bir yaklaşımla yine Aytuğ Ülgen tarafından gerçekleştirilmiş, böylece müzikal tiyatronun enerjisini korurken operatik ölçekte bir ses ve sahne dünyasına kavuşmuştur.
Başarısız yazar-asker-aktör ve vergi tahsildarı Miguel de Cervantes, İspanyol Engizisyonu tarafından uşağı ile birlikte zindana atılmıştır. Burada mahkumlar sahte bir duruşma tertipler. Cervantes buna razı olur; ancak mahkumların yakmak istediği değerli el yazması metnini vermek istemez. Buna karşılık bir savunma önerir: Kendisinin ve tüm mahkumların rol alacağı bir oyun. Böylece Alonso Quijana'nın hikayesi başlar; gezgin bir şövalye olarak yaşamaya karar vermiş bu yaşlı beyefendi, kendine Mançalı Don Kişot adını takarak uşağı Sancho Panza ile birlikte maceralara atılmak üzere yola çıkar.
Bir çok macera yaşayan Don Kişot, sonunda Aynalar Şövalyesi ile karşılaşır; şövalye onu dünyanın onu gördüğü şekliyle görmeye zorlar: Çılgın bir budala olarak. Gerçekle yüzleşen Alonso Quijana yere yığılır. Ölmek üzere olduğunun bilincinde olan Quijana, bir anda Don Kişot olduğunu hatırlar, yatağından kalkar ve yeniden yola koyulmak ister. Ancak artık çok geçtir. Cervantes'i duruşmaya götürmek için gelirler. Metninden derin biçimde etkilenen mahkumlar onu suçsuz bulurlar ve el yazmasını geri verirler.